Mayıs 19, 2018 tennurkatgi

Çocuğumun her şeyini eksiksiz yapıyorum, peki ya büyüyünce mutlu olacak mı?

Yakın bir arkadaşımın çocuğuna doğum günü hediyesi almak için oyuncakçıya girdiğimde uzun süre hiç bir şey alamadan dolaştığımı anımsıyorum. Çünkü yedi yaşına girecek çocuğa almak isteyeceğim her şey zaten oyuncakçıdan farksız olan odasında vardı. Çocuğun sevebileceği bir oyuncak olsun, gelişimine de faydalı olsun diye düşünerek oyuncakçıya girmişken tek kıstasımı evlerinde olmayan bir şey almak olarak değiştirip, uygun gördüğüm bir oyuncağı ve kitabı alıp çıkmıştım. Doğum günü partisi ise her oyuncağın sayısının evde ikiye hatta üçe çıktığı bir ortama dönüştü. O zamana kadar aynı anda eve birbirinden habersiz oyuncak alarak gelen anne baba epeyce vakitlerini hediye gelen oyuncakları değiştirip, almadıkları bir şey bulmaya çalışarak harcadılar. Geçenlerde beni arayan arkadaşım dert yanıyordu: Her şeyi var ama bu çocuk çok mutsuz, okula gitmeyi de hiç istemiyor.

The New Yorker’da yayınlanıp, binlerce kez okunan makalesinde ise Elizabeth Kolbert Peru’daki Amazon Ormanlarında kabilede yaşayan bir kız çocuğundan bahsediyor. Küçük kız kimsenin ondan bir şey istememesine rağmen yattıkları örtüleri silkeliyor, yiyebilecekleri bitkileri topluyor, yemek için balık tutuyor, pişirilmesine ve insanlara servis edilmesine yardımcı oluyor, ortalığı temizliyor. Aynı makalede Kolbert ardından aynı yaşta başka bir erkek çocuğundan da örnek veriyor. Amerika’da yaşayan bu çocuk bağcıkları bağlı ayakkabısını giymediğinden, ısrarla babasının ayakkabısının bağını çözmesini istiyor, babası ise kibarca sorması gerektiğini söylüyor, çocuğun lütfen demesinin ardından baba bunu yapıyor. Ardından ayakkabısını giyen çocuk babasının bu sefer de ayakkabısını bağlamasını istiyor. Kolbert ise soruyor: Amazonlardaki altı yaşındaki bir çocuk kendisine hiç bir şey söylenmeden bu kadar işi yapabiliyorken, bizim aynı yaşlardaki çocuklarımız neden ayakkabılarını bile bize bağlatıyorlar? Biz de Türkiye’den bir örnekle konuyu genişletelim. Her şeylerini eksiksiz yaptığımızı düşündüğümüz çocuklarımız üstüne üstlük bir de neden mutsuz?

Psikolojinin son zamanlardaki gelecek vadeden araştırma alanlarından birisi de mutluluk psikolojisi. Genellikle bireylerin gündelik yaşamda karşılaştıkları sorunların çözümü için destek vermeye ya da psikolojik rahatsızlıkların giderilmesine odaklandığı düşünülen psikoloji böylelikle hayatın olumlu yönlerini yani mutluluğun kaynağını da araştırmaya başladı. Bu açıdan mutluluk psikolojisi araştırmaları, bardağın hep boş kısmıyla ilgilendiği düşünülen bilim dalının, bardağın dolu kısmına odaklanıp, hayata olumlu bakışı arttırarak sorunları önlemeyi hedeflediği tamamlayıcı bir yaklaşım olarak nitelenebilir.

Mutluluk psikolojisi araştırmaları mutluluğun üç temel noktaya dayandığını öngörüyor: Sağlık, ilişkiler ve insanın kendi kararlarını kendisinin alabilmesi.  Bir başka deyişle mutlu yetişkinlerin fiziksel ve duygusal durumları iyi, hayatlarını güzelleştiren ilişkilere sahipler ve de yaşamsal uğraşılarında kontrolün kendilerinde olduğunu düşünüyorlar.

Yetişkin mutluluğunun çocukluktaki temellerini araştıran çalışmalara baktığımızda temel faktörün çocukluk mutluluğu değil sorumluluk hissine sahip çocukluk olduğunu görüyoruz.  Üretken, düzenli, öz kontrole sahip çocukların mutlu yetişkinler olma ihtimalleri daha yüksek.

Hiç birimiz çocuklarımızın mutsuz olmasını istemeyiz. Ancak bilimsel araştırmalarda çıkan sonuç çocukların her istediklerinin yapılması sonucu değil, onlara hayatı öğretecek kurallarla yetiştirildikleri takdirde mutlu yetişkinlere dönüşeceklerini belirtiyor.

Çocuğunuzun odası çoğunluğuyla oynayamayacağı kadar çok oyuncakla mı dolu? Bir prenses yetiştirdiğinize inanıp, çocuğunuzun her istediğini yapıyor musunuz? Sebze yemez diye sofranızdan köfte patates ikilisi eksik olmuyor mu? Arkadaşlarınız evinize ziyarete geldiğinde bile odak noktası çocuğunuz oluyor, düzgün bir sohbet bile edemiyor musunuz? Çocuğunuz dilerse gece 12’ye kadar sizinle mi oturuyor? Tüm bunları çocuğunuz üzülmesin, ağlamasın, hatta mutlu olsun diye yapıyorsanız, bir daha düşünün. Çocuğunuza evinizde her istediğinin olduğu bir peri masalı yaratmanız onu ileride üretkenlikten uzak, düzensiz, ve isteklerinin kontrolsüzce yerine getirilmesini bekleyen doyumsuzlukta bir yetişkine çevirebilir. Aslında çocuğunuzu şımartmanız ona her kuralın bozulmak için var olduğunu öğretmekten başka bir şey değil. Gerçek hayat ise kurallarla dolu.

Aileler çocukları şımartmamakla, disiplinli çocuk yetiştirmekle sevgisizliği özdeşleştirebiliyorlar. ”Aa ben öyle yapamam, kıyamam daha çocuk o.” diyebiliyorlar. Ancak evde çocuğun yaşına uygun kuralların olması onunla daha az ilgileneceğiniz ya da onu daha az seveceğiniz anlamına gelmiyor. Uyku saatleri, yemek yeme disiplini, evdeki iş bölümüne çocuğun katkıda bulunması aynı zamanda çocukla bolca vakit geçirip, sevgi göstermenize engel değil. Çocuklar ilgiyle sevgiyle büyürler. Kuralları olan dünyayı tanımaları hayatları boyunca işlerini zorlaştırmaktan çok kolaylaştıracaktır. Her istediklerini almak yerine bu hafta sana bir oyuncak ve de bir kitap alabiliriz deyip, alınacakları denetimli bir biçimde kendisinin seçmesine izin verip, keyiflice oynayıp, kitabı beraber okumanız  çocuğunuzu çok mutlu edecektir. Dilerseniz tüm haftasonunu çocuğunuzla ilgilenerek geçirebilirsiniz. Eş zamanlı olarak kurallar dahilinde çocuğunuza disiplini ve sorumluluk sahibi olmayı da öğretebilirsiniz.

Sorumluluk sahibi çocuklar yetişkin olduklarında uzun süreli getirileri kısa süreli zevklere tercih edebiliyorlar.  Ayrıca sorumluluk sahibi kimseler daha az yalan söylüyorlar, arkadaşlarına ve eşlerine uyum göstermekte zorluk çekmiyorlar. Anne babaları yanlarında olmasa bile sorumluluklarını yerine getiren çocuklar, aileleri dersini yap demeden derslerini bitiriyorlar. İleride kimse dikte etmese bile görevlerini eksiksiz yerine getiriyorlar. Yani patronları o gün işte olmasa bile gözleri arkada kalmıyor, sorumluluk sahibi bireyler işleri kendi vicdanlarıyla yürütüyorlar, başkası öyle istediği için değil.

Hepimiz çocuklarımızı korumak istiyoruz. Bu nedenle iyi beslensinler, iyi giyinsinler, iyi okullara gitsinler, düzgün bir meslek sahibi olsunlar istiyoruz. Ancak bazen de tanıdıklarımız vasıtasıyla torpille bir işe yerleştirmeye çabalıyoruz. Bir yerlerde dayısı olup işleri kolayca hallolan insanlara çoğumuz özenmişizdir. Hayatları uzaktan bakınca epey mutlu gözüküyor. Ancak araştırmalar mevkilerine kendi çabalarıyla gelen insanların kişisel bağlantıları sayesinde hak etmeden gelen insanlara göre çok daha mutlu olduğunu gösteriyor. Nihayetinde akşam olup evlerimize çekildiğimizde, kendi emeğiyle kazanmış kimse üretkenliğinden mutlu olurken, her istediği olup, iyi bir işe yerleştirilmiş kimse bu duygudan mahrum oluyor. Sonuç olarak, her istediğine emek vermeden ulaşmış kimseler hayatta karşılaştıkları zorluklara karşı daha az dirençli olduklarından depresyona çok daha yatkın hale geliyorlar.

Çocuklarımızın mutlu yetişkinlere dönüşmesi için yapmamız gereken şey çok basit: Onlara kurallarla yaşamayı öğretmek, sorumluluk duygusu aşılamak. Belki de böylelikle dünya çok daha yaşanılır bir yer haline gelir, ne dersiniz?

, , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir